Bu yaz bir yere gidemedim ama anlatacaklarım var:

000003

Güneydoğu, Irak ve Suriye: Malum, savaş.
Doğu, İran: İki defa gittim son derece misafirperverler ama yazın çok ama çok sıcak, korumalı 4 mevsim ceketin altındaki tek bisiklet yaka atlet 10 dakika sonra sırılsıklam oluyor.
Kuzey, Gürcistan çok küçük ve Rusya yasak.
Avrupa, Haziranı bekledik vize kalkacak diye ama olmadı. Ayrıca vize alarak gitmek istemem:
– Tarihi ve turistik yerler zerre kadar umurunda olmayan ve tek isteği motosikletle huzur içinde uzun yol yapmak isteyen benim için hiç bir devlete “Mali döküm” kayıtı vermek kabul edilemez ve hele kredi kartının ön yüzünün bile olsa fotokopisini isteyenlere asla. 🙂
– Kendi açılarından haklı olabilirler ama zamanında ülkemizin Dünyaca bilinen bir holdinginin 70’li yaşlarda olan genel müdürü ve eşinin yine bilinen bir tur şirketinden peşin parayla aldıkları “Danimarka Fiyort Turu” sonucu vize için son anda Danimarka vize yetkilisinin ısrarla “Evlilik cüzdanlarını” istemeleri sonucu oluşan skandal hiç aklımdan çıkmadı: Danimarka diyorum başka da bir şey demiyorum.
– Yunanistan diyorum, kredi kartının fotokopisini de istiyor diyorum ve gelmiyorum aga ülkene 🙂

Bu yaz aklıma gelen bir konuyu yazmalıyım: Gittiğim ülkeler göz önüne alınarak yorumlarda bazı değerlendirmeler gördüm: “Çok cesursunuz” 🙂
Hayır, hiç de öyle değilim: Bir teorim vardı, mesela İran’a 250 CC’lik motorumla gitmeye karar verdiğimde tanıdıklarla konuşurken oraya takılan bir kamyon şöförü aynen şunu söyledi:
“Oraya iki tekerle gidersin ama kuzey İran dağlarında Kamyon soyan çeteler var ve dönüşün 4 kollu ile olur” !
Şöyle cevap verdim kendisine: “İran gibi bir ülkede anlattığına inanmıyorum ama velev ki doğru olsun, nakliye kamyonlarının nereden ne zaman geçecekleri bellidir ama motosiklet sürprizdir.

BAŞIMA BİR ŞEY GELMEYEN AMA KORKTUĞUM ANLAR:

İRAN 2006: 250 cc motorumla dönüş yolundayım ve sınıra yaklaşık 150 km. varken eski bir yolcu otobüsüyle zaman geçirmek için bomboş yolda bibirimizi sollayarak vakit geçirirken son sollamamdan ve dikiz aynasında onu tamamen göremez duruma geldikten sonra sıcaktan bunalınca yolun sağında gördüğüm cebe girip ceketimi ve eldivenlerimi çıkarıp bir sigara yaktıktan biraz sonra otobüs yanımdan geçti ama biraz ilerde durdu ve birisi indi ve bana doğru yürümeye başladı. Sağıma soluma baktığımda geniş bir ovada olduğumuzu ve yakınlarda yerleşim yeri olmadığını ve ayrıca o sıcakta ceketli birinin üstelik sağ eli ceketinin içine sokulu şekilde gördüğümde panikledim ve aceleyle ceketimi giymeye başladığımda seslendiğini görünce hemen motoru çalıştırıp eldivenleri bile giymeden gazlayıp yanından geçmek için manevra yapıp geçip gittiğimde yüreğim çarpıyordu.
Belki de klasik İran misafirperverliği içinde beni köyüne davet edecekti belki ama motorda yer yok ki zaten arkadaki bağlı çantalardan dolayı.

AZERBAYCAN 2008: 2007 yılında mecburen bıraktığım motosikletimi almak üzere Azeri saatiyle gece 24:00 gibi Bakü havaalanına inip vize kuyruğu filan derken o kapıdan saat 02:00 gibi çıkıp hemen karşısında kül tablası görünce orada mola verdim, oturacak sandalye olmasa da basamak vardı ve burada sabahlamalıyım dedim çünkü Bakü’de tek bildiğim uygun otel Apsheron’du ve o yıkılmıştı, yenisi için ki o da 80 USD idi kahvaltı hariç. 🙂
birazdan yanıma bir genç gelip oturmak için izin istedi ki burası sizin ülkeniz zaten. Birazdan sohbet başlayınca Türk zannettim ama Azeri imiş. Bana kendisinin İstanbul’dan gelecek uçakta bir misafir beklediğini söyleyince ki zaten tam da uçaktan vize sonrası çıkış yapılan kapının 5 metre karşısındayız, sohbet derinleşti ama Türk ve Osmanlı tarihini çok iyi bilmesi ilgimi çekti.
Sonunda İstanbul uçağı geldi ama beklediği yolcuyu göremedi gözümüzün önünde.
“Ben bir ileriye bakıp geleyim” deyip kısa süre sonra biriyle gelince dikkatimi çekti: Getirdiği kişi saat 03:00 itibariyle ne yorgun görünüyordu ve ne de üstündeki takım elbisede kırışıklık yoktu.
Pahalı olduğunu bildiğim Havaalanı Cafesi’ne gitmeye itiraz etmeme rağmen sonunda gittik ve yine tüm itirazlarıma rağmen kahveler gelip giderken bana hesap ödetmediler.
Bu arada önce bagajlarımızı arabalarına bırakmıştık ki araba kapısı zorla açılan inanılmaz külüstür bir arabaydı.
Neyse artık sohbetler giderek bambaşka yönlere gitmeye başlayınca artık sinirlendim ve kestim bu arada hava aydınlanmıştı.
Beni şehir parkına bırakmalarını söylediğimde o fırıldak genç direksiyona geçti. bana ön sağ yolcu koltuğunu gösterdiler ve o İstanbul’dan geldiği söylenen tip de arkaya tek başına oturdu.
Yola çıkıp bir müddet Bakü’ye devam ettikten sonra aniden yan yola saptı ve filmlerde görülebilecek berbat dekorasyonların olabileceği ıssız yerlere geldik.

Son şansımı kullandım ve daha aklı başında görünen arkadaki takım elbiseliye dönerek “Bakın, benim için sizin şu Rayonunuzdaki Doktor x, benim için taksi gönderdi eğer 15 dakika sonra orada olmazsam polisi harekete geçirecektir.”
Bu etkili oldu ve şöför olan tipe emir vererek beni Bakü şehir parkında bıraktılar.
Evet, bu sanırım seyahatlerim içinde karşılaştığım en tehlikeli durumdu ama motosikletli seyahat değildi.

RUSYA/KAFKASYA 2014: Dönüşte Kafkasya/Vladikafkas’a yaklaşırken saat 23:00 gibi sağ tarafta araba kalabalığı ve aralarında bayanların da olduğunu görünce mola vermek için durdum ama ama biraz uzakta park etmeme rağmen ilgi odağı olduğumu görünce motorun anahtarını hemen çekip cebime koydum ve yanılmamışım, sarhoş gençler yabancı olduğumu anlayınca motorumla tur atmak için ısrarlı olmaya başladılar. Ah, ben biliyordum Rusya’da sarhoşlardan uzak durmayı ama burası birahane değildi ki 🙂
15 dakika kadar didişmeden sonra bana destek çıkan başka bir gencin sayesinde oradan gazladım ama daha sonra karşı yolda beni görüp 1000 lik Hondasıyla peşime düşen Tamerlan dost beni misafir etti.